Ertuğrul Fırkateyni’nde Kaç Kişi Öldü? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Değerlendirme
Ertuğrul Fırkateyni, 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun deniz gücünün simgesi olarak bilinen bir gemiydi. 1890 yılında Japonya’da meydana gelen felakette, gemi batmış ve 500’den fazla Osmanlı askerinin hayatını kaybetmesine yol açmıştır. Ancak bu trajik olay, sadece denizcilik tarihinin bir parçası olmanın ötesinde, farklı toplumsal gruplar ve bireyler üzerinde farklı etkiler yaratmıştır. Olayın içeriğine baktığımızda, hem bir halk hikâyesi hem de bir toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet meselesi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ertuğrul Fırkateyni’nin Kaderi: Bir Felaketten Daha Fazlası
Ertuğrul Fırkateyni’nin Japonya’daki felaketi, sadece denizci hayatlarını değil, bir dönemin toplumsal yapısını da gözler önüne seriyor. Gemide hayatını kaybedenlerin çoğu askerdi ve bu askerler, genellikle askeri sınıfın alt kademelerinde yer alan erkeklerdi. Fakat toplumsal yapının başka bir yönü de bu trajedinin etkilerini farklı gruplar açısından çeşitlendiriyordu. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve farklı etnik gruplar; her biri bu olayın farklı bir parçasıydı, ancak genellikle onlar da göz ardı ediliyordu.
Toplumsal Cinsiyet ve Kadınların Görünmezliği
İstanbul’daki sokakları her gün adımlarken, gözlerim hep etrafımda dolaşan insanlar üzerinde. Genç kadınların, sokaklarda yürürken, toplu taşımada, işyerlerinde ne kadar az görünür olduğunu fark ediyorum. Ertuğrul Fırkateyni faciasının ardından, o dönemdeki kadınların kayıpları nadiren gündeme gelmiştir. Çünkü kadınlar, tarihi metinlerde çoğunlukla askeri ya da toplumsal olayların dışında tutulur. Kadınların yaşadığı kayıplar, günlük hayatta olduğu gibi, tarihsel anlatılarda da genellikle yok sayılmakta, yokluğa itilmiştir.
Oysa toplumda kadınların yaşadığı kayıplar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansımasıdır. Kadınların yeri sadece “eş” veya “anne” kimliğiyle sınırlı kalmakta, tarihsel olaylar anlatılırken genellikle dışlanmaktadırlar. Ertuğrul Fırkateyni faciası da bu görünmezliği beslemiş ve olayın yalnızca erkeklere ait bir trajedi olarak sunulmasına neden olmuştur. Ancak bu trajedi, sadece askerlerin değil, ailelerinin, özellikle de eş ve çocuklarının yaşadığı derin bir kaybı da içinde barındırmaktadır.
Çeşitlilik ve Sosyal Adalet: Herkesin Farklı Bir Hikâyesi Var
Bir gün İstanbul’un arka sokaklarında yürürken, gözüm bir grup mülteciye takılıyor. Aralarındaki bir adam, omuzlarında derin bir iz taşıyor ve kalabalığın içindeki sessizliğiyle adeta geçmişinin yankılarını taşıyor. Onun hikâyesi, bugün sadece göçmenler ve azınlıkların yaşadığı zorlukları değil, aynı zamanda Ertuğrul Fırkateyni faciası gibi büyük felaketlerin, yalnızca belli bir grubu değil, tüm toplumu nasıl etkilediğini gösteriyor.
Ertuğrul Fırkateyni’nde hayatını kaybedenler, yalnızca askeri sınıfın içinde yer alan erkeklerden oluşmamaktaydı. Felaketin ardından yaşananlar, o dönemdeki Osmanlı toplumu içinde, farklı etnik kökenlerden ve sınıflardan gelen insanların da acılarını beraberinde getirmiştir. Fırkateynin kayboluşu, sadece askeri bir felaket değil, aynı zamanda çok kültürlü bir toplumda toplumsal barışın sarsılması anlamına geliyordu. O günlerin İstanbul’unda, aynı bugünkü gibi, farklı kimlikler bir arada var oluyordu, ama bu kimlikler arasında hala büyük eşitsizlikler vardı. Ertuğrul Fırkateyni faciası da, toplumun bu çeşitliliğini ve sosyal adaletin sağlanması gerekliliğini hatırlatıyordu.
Sokaklarda Toplumsal Adalet: Bütünleşik Bir Sosyal Yapı
Sokakta gördüğüm farklı insanların yan yana gelmesi, bana toplumsal adaletin zorluğunu hatırlatıyor. Herkesin bir geçmişi, bir kimliği var, ama bu kimlikler toplumda farklı değerlerle karşılanabiliyor. Ertuğrul Fırkateyni’ndeki kayıpların ardından Osmanlı toplumunda sosyal sınıfların ve farklı etnik kimliklerin bir arada bulunması, toplumsal adaletin ve eşitliğin sağlanması açısından büyük bir mücadeleydi. Bugün, hala bu mücadelenin devam ettiğini düşünüyorum. İstanbul’un sokaklarında, toplu taşımada, işyerlerinde, herkesin birbirine karşı eşit muamele görmesi gerektiği sorusu hala tam anlamıyla yanıtlanabilmiş değil.
Ertuğrul Fırkateyni faciası, o dönemin imparatorluğunda yaşanan bu eşitsizlikleri ortaya koyuyor. O felaketteki kayıplar, sadece fiziksel değil, aynı zamanda toplumsal yapıyı değiştiren, sınıf ve cinsiyet ayrımının derinleşmesine neden olan bir olaydır. Günümüzde bu olayın izleri, toplumsal yapının farklı katmanlarında hala hissedilmektedir.
Günümüz İstanbul’unda Yansımalar: Sokak, Toplu Taşıma ve Çeşitlilik
İstanbul’un toplu taşımalarında, özellikle sabah saatlerinde, her gün fark ettiğim bir şey var: İnsanlar bir arada, ama çoğu zaman bir arada olmak zorunda değillermiş gibi davranıyorlar. İstanbul’daki metroda, otobüste, herkes kendi dünyasında. Birbirinden tamamen farklı geçmişlere sahip insanlar, bir yandan birbirlerinin yüzlerine bakmadan, diğer yandan da en ufak bir tedirginlikle aralarındaki mesafeyi koruyorlar. Bu durum, farklılıkların, bazen hiç kimseye ait olmayan bir tür ortak acıya dönüşmesini engelliyor.
Fakat işin ilginç yanı, İstanbul’daki farklı grupların birbirleriyle daha yakın olabileceği bir sosyal yapıyı yaratmanın mümkün olduğu. Tıpkı Ertuğrul Fırkateyni’nde yaşanan felaketin ardından, kayıpların sadece belli bir grubu etkilemediği gibi, bugün de İstanbul’daki çeşitliliği ve sosyal adaleti artıracak yollar bulunabilir. Bu yolculuk, sadece toplumsal cinsiyetin ve çeşitliliğin kabulüyle değil, aynı zamanda herkesin eşit haklara sahip olduğu bir toplumun inşasıyla mümkün olabilir.
Sonuç: Tarih, Bugünle Bağlantılıdır
Ertuğrul Fırkateyni’ndeki kayıplar, sadece bir askeri trajedi olmanın ötesinde, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açılarından önemli dersler sunmaktadır. O dönemdeki erkeklerin ve askeri sınıfın acısı kadar, kadınların, çocukların ve diğer toplumsal grupların yaşadığı acılar da göz ardı edilmiştir. Günümüz İstanbul’unda sokakta, toplu taşımada, işyerlerinde gördüğümüz toplumsal yapı, bu geçmişin izlerini taşımaktadır.
Herkesin farklı bir geçmişi, farklı bir hikâyesi var. Bu çeşitliliği kabul etmek, sadece tarihsel bir sorumluluk değil, aynı zamanda toplumsal adaletin sağlanması adına önemli bir adımdır. Ertuğrul Fırkateyni’ndeki kayıpların bizlere öğrettiği şey, hepimizin bir arada yaşayabilmesi için, toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve çeşitlilik gibi konulara duyarlı olmamız gerektiğidir.